LKnR_xx
|
 |
« Yanıtla #1 : 10 Eylül 2009, 19:18:50 » |
|
Şiiri okuduktan sonra tatmin olmamış bir şekilde araştırmaya koyuldum, bakın neler buldum..
***
Atatürk, 1932 yılının Ekim ayı ortalarında İstanbul Valikonağı'nda düzenlenen bir sünnet törenindedir. Atatürk'ün sekiz ay önce bir başka toplantıda "Edebiyat nedir?" sorusunu, sınava çekilmek gibi değerlendirerek "Bilmiyorum." diye cevap veren İsmail Habib Sevük de davetliler arasındadır.
Atatürk, Sevük''ü masasına çağırır. Sohbette dil konusu açılır. Atatürk, Sevük'e, içinde Arapça ve Acemce olmayan bir konuşma yapmasını önerir. Sevük de genç şairlerden birine ait Tuna hakkındaki şiirin bazı kelimelerini değiştirerek okur:
Yelesi kabarmış atlarla değil Kötü bir trenle geçtim Tuna''dan Tuna''dan döneli bizim ordular Akmıyor, yerinde duruyor sular.
Atatürk'ün "Büyük Türk tarihinin uğultularıyla dolu" olan kafası "Tuna" deyince kırlangıç cıvıltısı gibi o minik mısralarla yetinmiyor ve diyor ki: -Bak Habib, darılmaca, marılmaca yok; bu şiir olmamış. -Evet efendimiz, olmamış. -Yoksa bu şiir senin değil mi? -Hayır efendimiz. Gazi ferahlamış gibi gülüyor: -Buna ayrıca memnun oldum. Duruyor, kadehinden bir yudum alıyor: -Al eline kalemi; Tuna''yı ben dikte edeceğim.
Ve başlıyor, ağır ağır dikte etmeye. Hazırlıksız söylediği bu sözler "nazım şeklinde, nazımla nesir arası, bazı mısraları aruza bile uygun düşen, kafiyeler bazen tam, bazen yarım, bazen serbest ve kafiyesiz bir tarz"dadır.
Dikte işi bittikten sonra Gazi, Sevük''e şöyle diyor: -Bunların şimdi veznine kafiyesine filan bakma; onları sen bir şekle koy. Ben yalnız fikri dikte ettirdim. Sen bunu yarın akşama kadar bir eser yapacaksın.
İsmail Habib, "Şimdi ne yapacağım?" der gibi Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey''in yüzüne bakar. Reşit Galip de bir uyarıda bulunur: -Paşam, İsmail Habib Bey''in nazımda pek melekesi yoktur. Gazi ısrar eder: -Ben İsmail Habib''i bilirim. Nazım, nesir, yahut ikisi ortası; bunu istediği gibi çerçeveleyerek bir eser yapacak.
İsmail Habib çaresizlik karşısında hemen işe koyulur ve "Tuna Üstündeki Ses" başlığı altında Atatürk''ün dikte ettirdiği fikirlerle bir şiir meydana getirir.
Atatürk, ne yazık ki bu taslağı görmemiştir. İsmail Habib Bey, defalarca Atatürk''ün makamında bulunmasına rağmen, devlet işleri görüşüldüğü için şiiri sunma imkanı bulamamıştır. Fakat sonradan ihtiyaten ikinci bir taslak daha yazmıştır. Sevük, "Yazılar vakıa benimdir, fakat ona üflenen nefes O'nun. Burada yazıya değil, O'nun aziz nefesinden sinen hatıranın vecdine bakmalı." demiştir.
Şiirin son şeklini Arif Kaptan, Türk Dili dergisinde "Atatürk ve Sanat" başlıklı yazısında yayınlamıştır. Sevük''ün ilk taslağı ile son şiir arasında fikir açısından fark yoktur. İkinci şiir daha derli topludur.
Sadi Borak // Atatürk ve Edebiyat
|